İNGEV-İPM işbirliğinde yapılan “Sur’da Yaşanan Olayların Kent Ekonomisine Etkilerinin Analizi” saha çalışmasını başarıyla sonuçlandırdık

İNGEV ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) işbirliğinde bin işletme ve 200 çalışanla yapılan saha çalışmasının ardından hazırlanan analiz raporu basın açıklamasıyla kamuoyu ile paylaşıldı. Kalkınma Bakanlığı, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) ve İstanbul Politikalar Merkezi’nin ortaklaşa yürüttüğü “Sur’da Yaşanan Olayların Kent Ekonomisine Etkilerinin Analizi” projesinin sonuç bildirgesi basında da büyük ilgi gördü.
Programa, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü Fuat Keyman, DTSO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet SAYAR, Karacadağ Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Hasan MARAL, İNGEV Uzmanı Aysen Ataseven katıldı.
Diyarbakır’da 2015’in – yoğun olarak son çeyreğinde olmak üzere- ikinci yarısında özellikle Sur bölgesinde yaşanan güvenlik sorunlarının kent ekonomisine etkilerinin tespit edilmesi ve iyileşme sürecinde atılması gereken adımların belirlenmesi ihtiyacı, kentte ekonomik ve sosyal açıdan önemli bir gündem olarak ortaya çıkmıştır.
Olayların arkasından oluşan ticari hasarın kapsamının ve boyutunun tespiti ve bu hasarın giderilerek kentin normal ekonomik ve sosyal hayatına dönebilmesi için alınması gereken tedbirlerin somut olarak belirlenmesine duyulan yerel ihtiyaç, bu araştırma projesinin temel gerekçesini oluşturmuştur.
Araştırma raporu için tıklayınız…
İNGEV olarak “İstihdam Projeleri”ne hız verdik

Yoksulluk, işsizlikle mücadele ve alt gelir grupları konularında faaliyet gösteren vakfımız, son dönemlerde bir dizi istihdam projesine imza atıyor.
Bir taraftan “düşük gelirli ev hanımlarının istihdamı” üzerine odaklanan vakıf faaliyetleri, aynı zamanda mültecileri de yakından ilgilendiren bir iş gücü piyasası araştırması üzerinde çalışıyor. Öte yandan, İstanbul’da istihdam trendlerinin belirlenmesi konusunda da çalışmalarımız başladı. Bu heyecan verici projelerin detaylarını bir sonraki bültenimizde sizlerle paylaşıyor olacağız.
Dünyaca ünlü yazar Yuval Noah Harari’den “Sapiens” Kitabı

100 bin yıl önce Yeryüzü’nde en az altı farklı insan türü vardı. Günümüzdeyse sadece Homo Sapiens var. Diğerlerinin başına ne geldi ve bize ne olacak?
- Homo sapiens neden ekolojik bir seri katile dönüştü?
- Para neden herkesin güvendiği tek şey?
- Kadınlar üstün sosyal becerilere sahipken, neden çoğu toplum erkek egemen?
- Güç elde etmekte böylesine yetenekli olan insanlar neden bu gücü mutluluğa dönüştürmekte başarısızlar?
- Geleceğin dini bilim mi?
- İnsanların miadı çoktan doldu mu?
“İnsani Gelişme” ile ilgili Akıllı Telefonunuza Yükleyebileceğiniz Harika Uygulamalar
1-HDI: Human Development Index & Country Facts
21 Mart 2017 tarihinde yayınlanan UNDP İnsani Gelişme Raporu ile aynı günde yayın hayatına giren “İnsani Gelişme ve Endeksi ve Ülkeler” uygulaması, ülkelerin insani gelişmedeki durumunu görebilmek için birebir.

2-OECD Data
1961’de kurulan ve Türkiye’nin de üye olduğu Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) veri uygulaması, belki de türünde bir ilk. En güvenilir kaynaktan, dünyanın en büyük ekonomileri hakkında anlaşılır istatistiki bilgiye sahip olmak istiyorsanız, doğru adrestesiniz.

3-ILOSTAT Country Profiles
1919 yılında İsviçre’nin Cenevre kentinden kurulan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) bu uygulama ile 200’e yakın ülkede iş piyasası göstergelerine kolay erişimi sağlıyor.

Dünyaca ünlü Fransız fotoğrafçı ve yönetmen Yann-Arthus Bertrand’dan “Human” Belgeseli

İlk filmi “Yuva” ile büyük ilgi gören ve ödüller kazanan, 2012’de Michael Pitiot ile çektiği “Planet Ocean” ile belgesel tutkunlarını büyülemeye devam eden Fransız fotoğraf sanatçısı ve yönetmen Yann Arthus-Bertrand, bu kez yılın en heyecan verici projelerinden birisi olan “İnsan/Human” ile karşımızda.
Çekimleri dünyanın 60 farklı şehrinde gerçekleşen ve 2 bin kişiyle yapılmış söyleşilerden oluşan “İnsan/Human”, “Bizi insan yapan nedir?” sorusunun peşine düşüyor ve bizi karanlık olduğu kadar umut verici insan hikâyeleriyle buluşturuyor. Savaştan ayrımcılığa, yoksulluktan homofobiye, bitmek bilmeyen insanlık sorunlarını kişisel hikâyelerle anlatmayı başaran Bertrand, bu çelişkiler üzerinden bizi empatiye davet ediyor ve sunduğu karanlık taraflarına rağmen insanlığın geleceğine dair umut dolu bir dünya seçeneğimiz olduğunu söylüyor.
http://www.human-themovie.org/
The Life Project

1946 yılında, bilim insanları Mart ayının bir soğuk haftasında doğan binlerce çocuğu gözlemlemeye başlar. Ama kimse, bunun dünyanın en uzun süreli insani gelişme çalışması olacağını öngörmemektedir. Öyle uzun sürecektir ki tam 5 kuşak. İşte 70 yıllık projede gözlemlenen kişiler, dünyada açık ara en iyi çalışılmış insanlar ve bir gerçek var ki, insan hayatını incelemenin en basit şekli bile, bizlerin doğuşunu, okula gidişini, ebeveynliğimizi ve ölümümüzü bile etkiliyor. Bu inceleme beraberinde bugünün İngiltere’sinde neredeyse her bireye dokunan bir çalışma.
1946’dan beri yürütülen çalışmaların sonuncusu, çocukların doğumundan yetişkinliğine kadar uzanacak dönemi inceleyecek 5. doğum kuşak çalışması. Bir önceki çalışmalara benzer olarak, “The Life Project” yeni kuşak İngiliz çocuklarının sağlık, yetişme ve yaşam faktörleri hakkında geniş çaplı çiçeği burnunda bilgileri bizimle paylaşıyor olacak.
Çalışma temel olarak, bebeğin erken hayat tecrübeleri ile, yaşamının ileriki safhalarında karşılaştığı sonuçların biyolojik ve çevresel faktörlerle ilişkisine odaklanıyor. Araştırmanın 5 teması ise şöyle:
- Eşitsizlik, çeşitlilik (etnik dahil olmak üzere), yeni kuşak İngiliz çocuklarındaki sosyal değişimler
- Okula hazır olma konusunda erken yaşam faktörleri ve gelecek eğitim performansı
- Çocuklukta sağlığın ve hastalığın gelişim başlangıcı
- Sosyal, duygusal ve zihinsel gelişme: Çocuk ve Ebevyn İlişkisi
- Mahalleler ve Yakın Çevre: Çocuk ve Ebeveyn üzerindeki etkisi
Corporate Human Rights Benchmark (Kurumsal İnsan Hakları Ölçütü)

Corporate Human Rights Benchmark (Kurumsal İnsan Hakları Ölçütü) dünyanın en büyük 98 halka açık şirketini insan hakları performansına göre sıraladı. Bunlardan 3 tanesi de riskli sektörlerden seçildi.
Ölçüt ne iş yarar?
- Şirketlerin insan haklarını ticaretlerinin merkezine oturtmalarını ve kabul etmelerini sağlar
- Kurumsal insan hakları performanslarının büyük kitlelerce, şirketlerin içinde ve dışında daha kolay görülmesi ve daha koyal anlaşılmasını sağlar
- Daha iyi bir performansa imza atmaları için yol gösterirken şirketleri takdir eder ve ödüllendirir.
- Performansın zayıf ve geliştirilmeye ihtiyaç duyulduğu şirketlere; yatırımcıları, sivil toplumu ve düzenleyicileri de dahil ederek meydan okur, bu sırada da kurumsal hesap verebilirliği artırmak için ispata dayalı yaklaşımı benimser.
Ölçüt neye göre hesaplanır?
- Şirketlerin izlediği yönetim ve politika taahhütleri
- Şirketin gerekli özeni göstererek saygı ve insan haklarını içselleştirmesi
- Şirketlerdeki yasal haklar ve şikayet mekanizmaları
- Performans: Şirket İnsan Hakları uygulamaları
- Performans: Ciddi İddialara cevap verme
- Şeffaflık
2017 senesinde dünyada kurumsal insan hakları performansı en yüksek ilk üç şirket:
- BHP Billiton
- Marks & Spencer Group
- Rio Tinto
Nestle, Adidas ve Unilever bu şirketleri takip ederken geriye kalan 92 şirketin insan hakları performans ortalaması %28.7.

Yaşlı Bakım Hizmetlerinde Sosyal Politika Yaklaşımları

Hemen her kültürde farklı tanımlar, farklı yaş sınırları varsa da yaşlanma çoğu kez zayıflık, başkalarına muhtaçlık ve kendi kararlarını alamamak ile özdeşleştirdiğimiz bireyin içinde olmak istemediği bir kavram. Hayat süresinin uzaması, sağlık alanındaki gelişmeler bireylerin “yaşlı” olarak tanımlanarak geçirdiği süreyi uzatmakta. Hem bireyin bu süreci insan onuruna yakışır kalitede geçirmesi hem de yaşlanmanın ekonomik ve sosyal yükünü hafifletmek amacıyla yaşlanmanın olumsuz özelliklerini hafifletmekten, bireysel ihtiyaçlara göre farklılaşan hizmetlere kadar farklı konuları kapsayan sosyal hizmet modelleri geliştirilmiştir. Aşağıda Dünyadaki yaşlı bakım politika ve uygulamalarında ön plana çıkan trendlere yer verilmiştir.
Aktif yaşlanma
Son yıllarda sıklıkla duyulan aktif yaşlanma kavramındaki aktif kelimesi bireylerin sadece fiziksel iyilik durumlarını ya da çalışma kapasitelerini değil, sosyal, ekonomik, kültürel ve yurttaşlıkla ilgili konularda süreklilik gösteren toplumsal katılımlarını ifade etmektedir. Bu kavramda emeklilik ya da sağlık sorunları nedeniyle profesyonel olarak çalışamayan bireyler pasif bir yaşam sürdürme yerine, gönüllü çalışmalar ve öğrenme programları ile daha uzun süre sağlıklı, aktif ve özerk yaşamaya teşvik edilmektedir. Emekililk yaşından sonra çalışan birey ve işverenlerine vergi avantajları, kuşaklararası ekip çalışmalarında yaşılıların üstlendiği rehberlik, uzmanlık gibi yeni roller, yarı-zamanlı esnek çalışma imkanları. yaşamboyu öğrenim ve eğitim çalışmaları aktif yaşlanma başlığı altında yer alan konu başlıklarıdır.
Sağlıklı Yaşlanma
Yaşlanmayla birlikte sağlık sorunlarının artması ve yaşam süresinin uzaması, sağlık harcamalarında finansal sürdürülebilirlik ve maliyet etkinliği konularını gündeme getirmektedir. Örneğin 2014 yılından itibaren ayakta bakım, ilaç harcamaları ve yönetim gibi konularda verimlilik ve maliyet etkinliğini arttırmak amacıyla AB üye ülkelerde internet ve toplumsal iletişimle desteklenen Sağlıklı Yaşlanma programları oluşturulmuştur. Bu programlarla 65 yaş ve üzeri bireylerin sağlıklı beslenmesi, egzersiz ve aktif sosyal hayatı sürdürmeleri teşvik edilirken, koruyucu hekimlik çalışmaları (aşı, bilgilendirme, sağlık taraması vb.) ile bireylerin yaşam kalitesi arttırılmaya çalışılmaktadır.
Bütüncül Bakım Hizmetleri ve İhtiyaç Tespiti
Yaşlanmayla birlikte ekonomik sorunlardan, sosyal izolasyona, sağlık problemlerinden, kendi özbakımını üstlenememeye kadar çok farklı alanlarda ortaya çıkan ihtiyaçlar farklı kurum ve disiplinlerin sorumluluğuna girmektedir. Özellikle organizasyonel yapı, hizmet niteliği ve personel yapısı itibariyle birbiriyle farklı yapılarda olan ancak aynı hedef kitleye hizmet sunan sağlık ve sosyal hizmetler organizasyonlarının profesyonel yapıda kurgulanmış bir koordinasyon mekanizması ile sunulması bütüncül hizmet anlayışının en önemli adımlarından biridir. Bütüncül hizmet anlayışını benimsemiş organizasyonlarda kilit rolü; yaşlının ihtiyacını belirleyen çoğunlukla “ilk durak” veya “tek durak” olarak adlandırılan, farklı disiplin ve kurumların temsilcilerinden oluşan komisyonlar üstlenmektedir. Bu komisyonlarda bireyin sosyal, sağlık ve ekonomik açıdan kendine yeterliliği standart testler ile ölçülürken, ihtiyacın düzey ve türüne göre ilgili sağlık ya da sosyal hizmetler birimlerine yönlendirilmekte, verilen hizmet düzey ve kalitesi kontrol edilirken, hizmet sunucularına geri bildirimde bulunularak hizmet mükerrerlikleri, farklı uzmanlıklar yada kapasite sorunları nedeniyle hizmet verilememe gibi sorunlar önlenmeye çalışılmaktadır.
Bakım Hizmetlerinde informal bakım
Türkiye gibi geleneksel ülkelerde yaşlı bakımını önemli ölçüde aile üyeleri üstlenmektedir. Öte yandan gelişmiş ülkelerde de yaşlı bakımında aile, akraba ya da eğitimsiz ücretli bakıcılar ile sağlanan informal bakım ön plana çıkmaktadır. Evde yaşlı bakım hizmeti sunan aile bireylerine yönelik sosyal, psikolojik, maddi destek, bakım eğitimi gibi hizmetler, yaşlının gerekli bakım hizmetini aldığından emin olmak için bakımı üstlenen aile ve yakın çevrenin sosyal hizmet uzmanları tarafından düzenli aralıklarla denetlenmesi, gerekli durumlarda bakıcı ve yaşlı için gerekli müdahale ve düzenlemelerin planlanması informal bakımda öne çıkan konulardır.
Evde Bakım Hizmetleri
Yaşlı bakım hizmet bakımında bireyin yaşadığı çevreden izole edilerek bir kuruma yerleştirildiği, bireysel karar ve sorumluluklarının kurum profesyonellerince üstenildiği modeller yerine bireyi mümkün olduğu kadar kendi evinde, mahallesinde, sosyal çevresinde, kendi başına yeter şekilde yaşamasına destek olmayı amaçlayan bakım hizmet modellerine doğru bir yönelim söz konusudur. Bu yaklaşımda ihtiyaca yönelik farklı hizmet modelleri yer almaktadır;
Gündüzlü Bakım merkezleri / Yaşam merkezleri: Ev ortamında yaşamaya devam eden yaşlıların kendi mahallelerinde açılmış, ihtiyaç duyan bireye günlük yaşam faaliyetlerinde destek olan, günübirlik danışmanlık, kişisel bakım, rehabilatasyon ve sosyal faailiyetler sunan merkezlerdir.
Evde Bakım: Bireyin zihinsel ve fiziksel bağımsız yaşama kapasitesindeki kayba bağlı olarak doğrudan bireyin günlük kişisel aktivitelerine (yemek yeme, kişisel temizlik, oturup-kalkma vb.) ve araçsal günlük aktivitelere (yemek hazırlığı, ev temizliği, alışveriş vb.) yönelik olmak üzere iki ana grupta verilmektedir.
Evde Sağlık Hizmetleri: Evde yaşamaya devam eden ancak sürekli tıbbi bakım ve takibe ihtiyaç duyan hastalara sağlanan tıbbi, psikolojik ve sosyal destekler bu kapsamda yer almaktadır. Yaşlı bireyin rutin muayenesi, kan analizleri, sonda takılması, pansuman, heyet raporlarının yenilenmesi gibi konularda evde verilen sağlık hizmetleridir.
Kurumsal Bakım
Evde bakım hizmetlerindeki gelişmelere rağmen kurumsal bakım yaşlı bakımında vazgeçilemeyecek bir hizmet modelidir. Özellikle evde bakımının yetersiz kaldığı, demans, Alzheimer gibi sağlık problemleri olan ya da bağımlılık düzeyi artmış ileri yaş gruplarının bakımında ön plana çıkmaktadır. Kurumsal bakım hizmetlerinde de temel amaç, yaşlıya kendi ortamına en yakın tasarımda (şehir merkezlerinde, dış dünya ile ilişkinin devam edebileceği, mümkün olan ölçüde bağımsız yaşama imkanı sağlayan) bakım merkezleri tasarlamak olmalıdır. Özellikle yaşlı bakım hizmetlerinde kurumsal bakım açısından küçülen yatılı bakım merkezleri ve ev tipi modelleri üzerinde durulmaktadır.
Kurumsal bakım merkezlerinin hedef kitlesi gözönüne alındığında bu kurumların ağırlıkla kronik sağlık sorunu yaşayan, engelli, alzheimer, tedavi sonrası uzun nekahat dönemi yaşayan yaşlılara yönelik ihtisaslaşmış bakım ve rebalitasyon merkezleri olarak konumlanması ve yaygınlaştırılması önem kazanmaktadır. Ayrıca geriatrik bakım ve palyatif bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması özellikle en yaşlı olarak tanımlanan 80 ve üzeri yaş grubunun yaşam kalitesine önemli katkı sağlayacaktır.
Yaşlı Bakım Hizmetlerinde Finansman
Sosyal devlet modelinde yaşlı bakım hizmetleri sağlık, eğitim hizmetleri gibi kamunun finansman ve sorumluluğunda olması gereken bir konudur. Ancak yaşlanmanın artan maliyeti bakım hizmetlerinin finansmanında alternatif kaynak arayışlarına yol açmaktadır. Özellikle batı refah toplumları olmak üzere bir çok ülkede yaşlı bireyin aldığı bakım hizmetlere geliri oranında yaptığı katkılar, vergiler ve zorunlu sigorta sistemleri üzerinden kaynak oluşturma yoluna gidilmiştir. Aylık düzenli bir geliri olan kişinin brüt geliri üzerinden alınan “bakım vergisi/sigortası” kesintileri ile bakım vergisi/sigortası üzerinden kaynak oluşturulurken, birey ve/veya kamunun bakım masraflarının ne kadarını üstleneceği ihtiyaç sahibi bireye uygulanan gelir testleri üzerinden belirlenmektedir.
Ulaş Sunata’dan Mülteciler ile ilgili 7 Sosyal Politika Önerisi

Ülkemizde bulunan Suriyeli mültecilerin Türk toplumu ile daha sağlıklı ve başarılı bir şekilde entegre olması ve sosyal uyumun gerçekleşebilmesi için yapılması gereken 7 sosyal politika önerisi
- Geçicilik üzerinden kurulan dil terkedilmeli
Suriye krizinin altıncı yılındayız. Suriye’nin durumu hala belirsiz ve yakın bir gelecekte çözülmesi beklenmiyor. Türkiye’ye gelen ve halen “geçici koruma” altında olan Suriyelilerin resmi olarak sayısı neredeyse 3 milyon. Bu sayıya ek olarak Türkiye’de doğan, kayıtdışı olan veya kayıt sürecinde olan çok sayıda Suriyeli var. Bu insanların Türkiye’de geçici olduğu yönündeki politik dil acil olarak terkedilmeli. Bunun yerine onların kalıcı olduğunu kabul edilerek iyi tasarlanmış orta ve uzun vadeli politikalar yapılması gerekiyor.
- Mültecilik statüsüne ilişkin yeni yasal düzenlemeler yapılmalı
Ülkemizde 1951 Birleşmiş Milletler Cenevre Sözleşmesi’ne imza atılarak mültecilik statüsü Kabul edilmiştir. Fakat 1967 protokolüne rağmen Türkiye “coğrafi kısıtlama” şartını koruduğundan sadece Avrupa’dan gelenlere mültecilik statüsü verilebilmektedir. Halbuki Türkiye’den sığınma talebinde bulunanların neredeyse tamamı Avrupa-dışındaki ülkelerden gelmektedir. Türkiye’nin mülteciler için yeni bir çekim alanı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu sebeple özgün durum düşünülerek, uluslararası sözleşmeler ve ulusal yasal düzenlemelerle yenilenmelidir. Hak-temelli yaklaşım benimsenerek “geri göndermeme” ilkesi korunmalıdır.
- Mültecilik belirleme sisteminin uygulama detayları belirlenmeli
Türkiye dünyanın bir numaralı mülteci-alan ülkesi olarak hızla mülteci tayin sistemini uygulamaya geçirmelidir. Ülkeye giriş yapanların uluslararası koruma ihtiyacının tespiti tüm vatandaşların ve asıl sığınmaya ihtiyacı olan mültecilerin sosyal bütünleşmesi ve güvenliği için önemlidir. Bu uygulama ancak yeni girişler için uygulanabilir.
- Kayıt altında olma teşvik edilmeli
Suriye göç akınına paralel olarak Türkiye artan oranda karma göç alan bir ülke olmuştur. Periyodik ve düzenli göçmen sayısı artmakta ve farklı ülkelerden sığınma talepleri gelmektedir. Düzensiz göçün control edilmesi ve göçmenlerin kayıt altında olması önemlidir. Türkiye önceden iltica anlamında fiilen transit ülkeyken, şimdi hedef ülke konumuna geçmiştir. Kayıt altında olmak hem mülteciler için sağlık hizmetlerine erişim bakımından hem de halk sağlığı açısından oldukça mühimdir.
- İnsani yardım üzerinden teşvikler yerine sürdürülebilir yaşam modelleri desteklenmeli
Yardımlarla geçinen bir nüfus oluşturmak yerine barınma ve rehabilitasyon ihtiyaçlarının tespit ve giderilmesi başta olmak üzere istihdam ve eğitim bağlamında yaratıcı sosyal politikalar üretilmesi zaruridir.
- Suriyeli nüfusun iç veya dış siyaset içinde araçsallaştırılmasına son verilmeli ve göçmen-mülteci-birlikte yaşama dair toplumsal farkındalık arttırılmalı
Mülteciler konusu iç ve dış siyaset içinde araçsallaştırıldığından mültecilere olumsuz bakış ve önyargılar sürekli artmakta ve toplumsal gerilim büyümektedir. Toplum nezdinde güvenlik ve ekonomik maliyetlerin hesabı günah keçisi haline getirilen göçmenlere kesiliyor. İç ve dış siyasette mültecilerin kullanılması herkesin zararınadır. Bu kadar büyük bir demografik değişimi dünyada çok az ülke yaşadı. Bu da farklı sosyal gerilimler yaratıyor. Mültecilerin neden ve nasıl geldiğinin ve ne yapabileceklerinin ve kimler olduğunun Türkiye vatandaşlarına anlatmak gerekiyor. Farkındalık kampanyaları ile birikte yaşam kültürünün genişletilmesi gerekli.
- Göç, Uyum ve Diaspora Bakanlığı kurulmalı
Kurumlararası koordinasyonu sağlayarak sorunlarının bütüncül çözümü için Göç, Diaspora ve Entegrasyon Bakanlığı gibi bir bakanlık ihtiyacı var. Farklı bakanlıklar ve farklı devlet kurumları bu konuda ciddi bir koordinasyon sorunu yaşıyor.
