Ekonomik hayata katılım hem kişisel olarak üretebiliyor olmanın verdiği tatmin ve özdeğer hem de geleceğin belirsizliklerinin azalması konusunda kadını güçlendirici bir etkiye sahip.  Ekonomik kaynaklara sahip olmayan ya da mahrum bırakılan kadınların ise içinde bulundukları statükonun devamına boyun eğme ve hayatın her alanında yoksun bırakılma  ihtimalleri artıyor.

Türkiye’de istatistikler kadın istihdamı alanında atılacak çok fazla adım olduğunu gösteriyor. Dünya Ekonomik Forumu 2020 Cinsiyet Eşitliği raporuna göre Türkiye, 153 ülke arasında 130. sırada yer alıyor.  TÜİK verilerine göre Şubat 2020 itibariyle Türkiye’de istihdama dahil olanların kadın oranı yalnızca %30. Küçük yaşta çocuğu olan kadınların ise çalışma oranları daimi olarak daha da az.

Ancak işgücüne dahil olmak da çalışmaya hazır kişiler arasında yer almak da aslında kalem kalem sorgulanması gereken veriler. İşgücüne dahil olmayan 31 milyon 137 bin kişinin %36’sı, yani 11 milyon 222 bini, ev işleriyle meşgul olanlardan oluşuyor. Toplumsal cinsiyet rolleri ile örülü dünyamızda pek çok kişiyi şaşırtmayacak bir şekilde bu sayının tamamı kadın.  Diğer bir deyişle, ev işleri ile meşgul olduğu için işgücüne dahil olamayan erkek sayısı istatistikî olarak sıfır.

İNGEV TAM olarak Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi ile 2020 Şubat-Mart döneminde gerçekleştirdiğimiz araştırmadan[i] bazı başlıklar şu şekilde:

Ev İçi Roller

Kadınların çalışma hayatına katılmasını savunurken ev hayatında kadınlar için ikinci bir mesainin başlıyor olması, toplumda yerleşik kadın-erkek rollerini de sorgulamamız gerektiğini gösteriyor. Çocuk bağlantılı konularda kadının birinci derecede sorumlu görülmesi, bunun için genelde kadının izin kullanması,  hamile olduğunu iş yerinde ilk zamanlarda saklamak zorunda hissetmesi gibi konular kadınlar için ciddi bir ikilem nedeni. Çocuk sahibi kadınların, çocukları kreş ya da okul hayatında olsa da, çocuklarının sorumlulukları uzun yıllar erkeklere kıyasla daha fazla kadının omuzlarında. Çocuğun yakınlarında “bir nöbetçi tutma” gereği ve bunun da genelde esnek olması beklenen kadına atfedilmesi kadının doğum sonrası çalışma hayatına geri dönmesine büyük bir engel. İş yerinde esneklik, dönüşümlü ve vardiyalı çalışma mantığı çalışma yaşamında kadın ve erkek ayrımı olmaksızın en idealiyken, profesyonelliğin erkeğe ve esnekliğin kadına atfedilmesi sonucu karşımıza kadınlara yönelik üst üste binmiş roller çıkıyor. Denge sağlanması gereği ortadayken, hem dengenin sağlanması hem de iş dağılımının planlanması işleri de kadından bekleniyor ve genelde bu görevleri kadın üstleniyor.

“Türkiye’de kadınlar ve erkekler ev içinde adil bir rol paylaşımına sahiptir” ifadesine yönelik soruya, kadınların %24’ü erkeklerin ise %36’sı büyük ölçüde katılıyor. Bu konuda sosyo-ekonomik düzey, yaş grupları ve eğitim düzeyleri arasında belirgin bir farklılık olmaksızın benzer bir yaklaşım görülmesi ise dikkat çekici.

Kadınların %15’i erkeklerin ise %33’ü, kadınların “öncelikli görevinin ev işlerini üstlenmek” olduğunu düşünüyor. Kadınların %16’sı erkeklerin ise %38’i “evin reisinin erkek olması gerektiği”  görüşüne büyük ölçüde katılıyor.

Kadınların Ekonomik Hayata Katılımı

Türk halkının yarısından fazlası (%66) “çalışan kadının daha mutlu” olacağını düşünüyor. Ancak bu görüşü savunanlar arasında kadınlar ve erkekler arasındaki büyük bir fark dikkat çekici. Kadınların %74’ü erkeklerin ise %58’i çalışan kadının daha mutlu olacağına inanıyor. Sosyo-ekonomik statü yükseldikçe ve eğitim düzeyi arttıkça bu görüşü savunma oranı da artıyor. Bu görüşü en fazla savunan yaş grubu ise 18-24 yaş grubu (%70).

Kadınların %13’ü erkeklerin ise %27’si “kadınların çalışmak için kocasından izin alması” gerektiği görüşünü savunuyor ve “erkek izin vermezse kadının çalışmaması gerektiğine” inanıyor (toplum geneli %20). Bu görüş toplum genelinde 28-34 yaş arası gençler (%16) ve sosyo-ekonomik olarak yüksek sınıf arasında (%11) toplumun diğer kesimlerine göre daha düşük oranda.

Kadınların %7’si erkeklerin ise %22’si “kadınların iş yaşamına girmesinin aile birliğini zedeleyeceğine” inanıyor. Türk halkının %76’sı, “kadınların aktif olarak iş hayatında yer almasını ülke ekonomisi için olumlu” buluyor. Ancak ne var ki, “ülkede işsizlik yaygınsa iş konusunda erkeklere öncelik verilmesi gerektiği” konusundaki soruya, Türkiye halkının %26’sı katılıyor. Bu görüşe katılanların %22’si kadın iken %35’i erkek. Bunun anlamı, erkekler her ne kadar kadınların çalışmasına olumlu bakıyor gibi görünse de kadınların iş yaşamına katılımına hala erkeklere kıyasla ikinci derecede önem verildiğidir.

İş Yerinde Ayrımcılık

Cinsiyetle bağlantılandırılan ve “kadınsı” ve “erkeksi” roller olarak görülen özellikler nedeniyle kadın iş dünyasında bazı öne çıkan yönlerini bastırmak zorunda kalıyor ve en sıradan görünen kıyafet kodları dahi kadınlar söz konusu olduğunda hem daha maliyetli hem de zaman alıcı bir hale dönüşüyor. Kesişimsellik de hayatın her alanında olduğu gibi iş dünyasında da geçerli.  Tabi olduğunuz ırk, renk, engel ve her türden diğer özellik iş dünyasında feminen olmakla birleştiğinde ilişki tiplerini baştan aşağı değiştirirken, toplumda “normal” görülen özelliklere sahip olanlar bu sorunlardan habersiz kalabiliyor.

Ayrıca erkeklerden farklılaşan özelliklerinin törpülenmesi  gerekip gerekmediği de günlük iş yaşamında yeterince kafa karıştırıcı bir durum oluşturuyor. Kadınlara genelde inceliklerin atfedildiği roller veriliyor, buna işyerinde özel günlerin organizasyonu da dahil. İş ortamında erkekler arası “abi” kavramının kadınlar arası ya da kadın-erkek ilişkilerinde söz konusu olmayışı iş ilişkilerini ve görev devirlerini zorlaştırıyor. Bir erkeğe görev verirken “abi” demediğiniz için ricacılık artabiliyor ve ast-üst ilişkilerinde kadınların yöneticiliği daha fazla tepkiye neden olabiliyor.

Bir kadın iş yaşantısına girdiği zaman da sorunlar kadın açısından azalmıyor. Kadınların %63’ü erkeklerin ise %54’ü büyük ölçüde “kadınların çalışırken ayrımcılığa uğradığını” düşünüyor. Görüldüğü gibi kadınların tıpkı eğitim hayatı gibi iş hayatına girmeleri de bu dünyada tutunabilmeleri de ciddi bir sorun.

Tüm bu verilerle birlikte COVID-19 dönemi de gösterdi ki artık yaratıcı düşünce iş dünyasında daha önemli olmak zorunda. Evden de çalışsanız aynı yöne yönelen firmalar için fark yaratmak ve sezgisel olmayı gerektiren yorumlar yapmak önemli ve işyerinde çeşitliliğin şirketler açısından yeni dönemde her açıdan avantaj sağlayacağı da görülüyor.

Serpil Açıkalın Erkorkmaz, PhD (Toplumsal Cinsiyet Uzmanı)
Kıdemli Danışman, İNGEV

[i] Araştırma, 10 Şubat-5 Mart 2020 tarihleri arasında TUİK İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması Düzey 2’ye göre belirlenmiş bölgelerde toplam 26 şehirde bilgisayar destekli telefon görüşmesi yöntemiyle Türkiye temsiliyeti sağlanacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında 1555görüşme gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın hata payı ±%2.49’dur.