Kadına Yönelik Şiddet: Bitmeyen Sorun

Türkiye’de kadın hakları konusunda yaşanan tartışmalardaki en temel konular, kadınların gerek özel gerekse kamusal alanda yaşadıkları mağduriyetlere yoğunlaşıyor. Günümüzde kadının var oluşunu en derinden etkileyen konu ise yaşadığı şiddet. Bunu erkek şiddetiyle hayatını kaybeden kadınlarla ilgili haberler bize doğrudan gösteriyor.

Kadına yönelik her türlü ayrımcılığa karşı CEDAW anlaşmasını Türkiye’nin imzalanmasının üstünden geçen 30 yılı aşkın sürede yaşanan tüm ekonomik ve teknolojik gelişmelere rağmen, hâlâ öldürülen kadınları ve kadına yönelik şiddeti sık sık konuşuyoruz.

Üstelik bir süredir tartışmaya açılan İstanbul Sözleşmesi’nin kadınlar üzerindeki koruyucu etkisi de tehlike altında. Son yıllarda Türkiye’deki kadınların en kayda değer kazanımı olan 6284 Sayılı kanun ise bu Sözleşme kapsamında aile içinde yaşanan şiddet olaylarında kadının en büyük dayanağı iken, günümüzdeki tartışmada kadınlar arası bir ayrımlaşma noktasına döndürülmüş durumda.

İçinden geçtiğimiz COVID-19 sürecinde de ev içi artan şiddet olayları ve kadının artan ev içi yükleri meselesi sıklıkla konuşulan konular arasında. Evde kalma çağrılarına karşın dünya çapında kadınlara yönelik artan şiddet dalgası özellikle sokağa çıkma yasağı yaşanan günlerde daha da zarar verici bir boyuta ulaşabilir.

İNGEV Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi ile ortaklaşa gerçekleştirdiği araştırması da[1] aile içi şiddete ilişkin kadınlar ve erkekler arasındaki derinleşen algı farklılıklarına yönelik önemli ipuçları sunuyor.

Toplumun %6’sı, “Bazı durumlarda kadınlara eşi tarafından tokat atılabilir” ifadesine katılıyor. Bu görüşü savunanlar arasında kadınların oranı %3 iken erkeklerin oranı %10. Ancak her ne kadar bu ifadeye toplumun büyük bir kesimi karşı çıksa da ülke çapında yaşanan şiddet olayları göz önüne alındığında bu görüşü detaylandırılan sorularla konuyu sorgulamak da gerekiyor.

Hem kadınlar hem de erkekler bunun aile içi bir mesele olduğu görüşüne yaklaşıyorlar, yani şiddetin dört duvar arasında kalması gerektiği görüşü daha yüksek bir düzeyde. “Kadın, kocası kendisine vurduğu takdirde bunu başkalarına anlatmamalıdır” görüşüne büyük ölçüde katılanların oranı toplum genelinde %18. Bunun anlamı, Türk halkı kadına kocası tarafından vurulduğu takdirde büyük ölçüde kadının bunu ifşa etmesi gerektiğini düşünmekte. Şiddet olayının başkalarına anlatılmaması gerektiğini düşünen kadınların oranı %12 iken erkeklerin oranı %26. Görüldüğü gibi şiddetin ifşası konusunda kadınlar ve erkekler arasında anlamlı ölçüde fark var.

Boşanma bir Çözüm Olarak Görülüyor mu?

Aile içi şiddetten kaçışın en temel yolu boşanma gibi görülse de bu konuya toplumsal yaklaşımın tamamen destekleyici olmadığını araştırma verileri de doğrular nitelikte. Türk halkının %10’u, kadınların çocukları varsa dayak yediği takdirde eşinden boşanmaması gerektiğini düşünmekte. Bu görüşü savunan kadınların oranı %5 iken erkeklerin oranı %16. Yani erkekler ve kadınlar arasında şiddetin boşanma nedeni olabilmesi noktasında önemli bir yaklaşım farkı var.

Ayrıca boşanma gerçekleşse dahi nafaka mevzusu da artık tartışılır bir hale geldi. Geçmişten farklı olarak artık erkekler de kendi mağduriyetlerini ödedikleri nafaka üzerinden öne sürmekteler. Toplumda da nafakaya yönelik kadın ve erkek algısının önemli ölçüde ayrıştığını görüyoruz. “Kadınlar çocukları varsa boşanma halinde ömür boyu nafaka alabilmeli” ifadesine büyük ölçüde katılan kadınların oranı %64 iken aynı oran erkeklerde %42’ye düşüyor.

Tüm bu istatistikler toplum nezdinde kadının yaşamının hala risk altında olduğunu gösteriyor. Araştırma sonuçları bir yandan riskin var olduğu konusundaki algının yaygın olduğunu gösterse de bu risk hakkındaki farkındalık toplumun bazı kesimleri tarafından benimsenmediği için Türkiye’de şiddet hayatın gerçeği olarak kalmaya devam ediyor. Bu durum sorunun çözümü için ulusal düzeyde mutabakat sağlamayı da zorlaştırıyor.

Serpil Açıkalın Erkorkmaz, PhD (Toplumsal Cinsiyet Uzmanı)

Kıdemli Danışman, İNGEV

[1] Araştırma, 10 Şubat-5 Mart 2020 tarihleri arasında TUİK İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması Düzey 2’ye göre belirlenmiş bölgelerde toplam 26 şehirde bilgisayar destekli telefon görüşmesi yöntemiyle Türkiye temsiliyeti sağlanacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında 1555 görüşme gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın hata payı ±%2.49’dur.