ZET VE NIELSEN – 3 – : GİRİŞİMCİ PARASIZ OLUR

Güntaç Hoca’nın oluru ve Haluk Ağabeyoğlu’nun desteği ile bütün zamanların en hızlı perakendeci paneli, daha seksi adı ile “Perakende Zet Test Satış Endeksi” İstanbul’da başlar. Haftalık olarak pazar büyüklüğü, pazar payı, sayısal ağırlıklı dağıtım, satış fiyatı gibi değişkenler hesaplanır ve sonuçlar her Pazartesi ücretsiz olarak potansiyel müşterilere dağıtılır.

Herkesin neredeyse her işi yaptığı 7/24 çalışan küçük ve çok dinamik bir sistem oluşmuştur. Pazar akşamından Pazartesi öğlene kadar editler tamamlanıp raporlar yola çıkar. Müşterisiz ve tabii parasız. Gittikçe genişleyen bu ekiple ilgili detaylar “Geleceğe Bir Dokunuş” isimli kitapta yer alır. Hani, şiirin asıl sahiplerine saygısızlık olmasa “genç adamlardı, güneşten ışık yontarlardı” demek anlamlı olabilirdi.

Genişleterek tekrarlamaktan pek hoşlandığım bir söz vardır; kültür stratejiyi sabah kahvaltısında, iş tanımlarını ve pozisyonları öğle yemeğinde yer, akşam da diyet yapar. Zet Nielsen’in ve Ipsos KMG’nin başarısında belirleyici etmenlerden biri olan iş kültürünün çekirdeği aslında o ilk yıllarda oluşur.

Çok geçmeden Amram Ailesinden Leon Amram ve Bay Sinto’dan bir abonelik gelir, cesaretimiz artar. Amram Ailesi titiz bir üretim süreci ile sonraları ikisini de sattıkları Dandy sakızları ve Permatik atılabilir tıraş bıçaklarını üretmektedir.

Kendine ait ürün olsun istersen, sürekli geliştirme ve yatırımı göze alacaksın. Pazardan gelen geri beslemeler, İstanbul’un yetersiz kaldığını kapsamın genişlemesi gerektiğini göstermektedir. İkinci aşamada 7 il ve önce 15 günlük sonra da aylık ölçümlemeye geçilir. O sıralar Nielsen’in en hızlı verdiği raporlar iki ayda birdir. Zet kendisinden başka kimsenin haberinin olmadığı bir hız rekorunun sahibidir.

İkinci önemli müşteri bu sıralarda abone olur. Komili Sıvı Yağları. Markayı iki binli yılların başında, kaderin malum cilvesi ile Nielsen’in Genel Müdürlüğünü üstlenecek olan ve Türkiye Araştırmacılar Derneğinde (TÜAD) beraber çalışacağımız Ali Danış yönetmektedir.

Genişleyen kapsam, işleri de, çalışan sayısını da, finansal riskleri de beklendiğinden hızlı büyütür. Ortaklar haklı olarak endişelidir. Reklam ajansı gibi başlayan süreç kontrolden çıkmış gibidir. “Acaba, bu perakende paneli işine erken mi başlanmıştır, kapatmak gerekir mi” tartışması başlar. Çoğunlukta kapatma eğilimi ağır basmaktadır. Haluk’la birlikte kapatılmaması için heyecanla uğraşırız. Heyecan küçük hisselerimizden çok bir işe tutku ile bağlanmış olmaktan gelir.

Ama, asıl güvence Güntaç Hoca’dır. Aksi görüşte olsa bile rasyonel davranmayı ve emeğe saygı göstermeyi her zaman başarabilen bir kişidir. Güntaç Hoca’nın yapıcı tutumuna, o günlerden Ipsos’a kadar giden bütün muhtelif hissedar tartışmalarında aklın sesi olan Bülent Ardanıç eşlik eder. O sıralar TÖBANK genel müdür yardımcısıdır.

Zet – Nielsen, KMG – Ipsos süreçlerinde, baştan beri emeğe verilen değer nedeni ile toplamda 22 kişi hissedar olarak yer alır. Hiçbir zaman hiç kimse tek başına çoğunluk olmaz ve “gücünü” oradan almaz.

Çok ortaklı yapılar her zaman “kakofoni” yaratma potansiyeli taşır. Farklı yaşam evreleri, insani duygular ve ticari beklentiler her zaman tartışma yaratabilir. Şirket hayatının sürdürülebilirliği için hisse sahiplerinin hak ve yetkilerinin iyi tanımlanmış olması önceliklidir. Çeşitli hissedar sözleşmeleri, inanç birliği adlı temsil sözleşmeleri yapılması gerekir. Ama binlerce sayfalık hissedar sözleşmeleri de yazsanız mutlaka açık bir nokta çıkar, çözüm için aklıselimin sesi olan “emin” insanlara ihtiyaç vardır.

Sonunda çözüm bulunur. Zet hisselerinin çoğunluğunu ve riskleri satın alma önerimiz kabul olur. Zet, iki şirkete dönüşür: Zet Pazarlama Araştırmaları ve Zet Medya. İkisi arasında küçük bir hisse bağı kurulur. Medya ve kamuoyu araştırmaları konusunda faaliyet gösterecek olan Zet Medya, Güntaç Hoca’nın yönetiminde başka bir binaya geçer. Zet Pazarlama Araştırmaları ise benim yönetimimde pazarlama macerasına ve perakende paneline devam edecektir. Beş parasız olarak şirket hisselerini satın almış oluruz. Diğer hissedarların anlayışı sayesinde makul bir fiyatla ve vadeli ödeme olarak.

Doksanlar böyle başlar.

Girişimcilik niyetleri nedeni ile karşılaştığım birçok insan parlak fikirleri olduğunu ama paralarının olmadığını söylüyor. Gerçekte girişimcinin en son ihtiyaç duyacağı şey paradır. Girişimcilik parasız insanların işidir.

0 yorum

Yorum yazın

Yorum yazmak ister misiniz?
Siz de düşüncenizi yazın!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir