Dünya Tek Bir Yoksul Bırakmayacak Kadar Çok Gelir Üretebiliyor

Ülkemizin Örnek girişimcilerinden… Araştırma sektöründe 25. Yılı aşkın bir sürede gerçekleştirdiği çalışmalarla, bir çok yerli ve global kuruluşun stratejik yol haritasını hazırlamasında yol göstermiş başarılı bir isim. Başarılı olduğu kadar da, cesur ve kararlı… Öyle ki;  Türkiye’de vakıf ve sivil toplum ortamının gerginleştiği bir dönemde, profesyonel meslek hayatını minimize edip, insani gelişmeyi esas alan “İNGEV”i ( İnsani Gelişme Vakfı ) kurdu… Yılların tecrübesiyle, bilgi ve brikimini hayata geçirdiği her projeye tutkuyla aktarıyor. Vaz geçmiyor. Şans değil çabayla ilerlemeye inanıyor. Bu ay lki söyleşi konuğumuz; kendi efsanesini yaratan ülkemizdeki nadir isimlerden sevgili Vural Çakır… Kendisi ile İNGEV projelerini, dünyada marka olabilmenin güçlüklerini, gelir dağılımı eşitsizliklerini ve daha bir çok önemli hususu Pause Citys’in seçkin okurları için konuştuk. Keyifle okumalar…   

 

*İNGEV‘in kuruluşundan buyana geçen süreci değerlendirdiğinizde durum nasıl? Tıkandığınız ya da hız kazandığınız hususlar var mı?  İNGEV’ de insani gelişme konularının önemini anlatmak, bu konudaki çalışmalara yol gösterecek sosyal politika dokümanları hazırlamak ve uygulama projelerini desteklemek konularında çalışıyoruz.  İnsani gelişme bütün büyük sözlerin, politikaların, uygulamaların hedef alması gereken ana nokta. Burada yol alabildiğimiz ölçüde kendimiz huzurlu hissedebiliriz.  Bu geniş kavramın en önemli hedefi ise planetteki her bireyin iyi hayat standartlarına kavuşturulması ve yoksulluğun yok edilmesi.

*Yoksulluğu yok etmek mümkün mü, bu bir ütopya mı? Birleşmiş Milletler raporlarına göre şu anda Dünya’da 1,2 milyar net yoksul var. Standartı biraz yukarı çekerseniz ise sayı 3 milyar. Öte yandan 8 tane ailenin serveti, 3 milyar insana eşit.  Yani, dünya tek bir yoksul bırakmayacak kadar çok gelir üretebiliyor, ama mevcut bölüşüm sistemi ve tüketim kültürü bunu engelliyor.   3 milyar insanı iyi yaşatabilecek gelir 8 ailede toplanabiliyor. Daima daha fazla ve daha lüks tüketmeyi kutsayan bu kültür ve bu bölüşümle yoksulluk hiçbir zaman yok olmayacak.  Belki bazı bağışlar, sosyal sorumluluk projeleri ile vicdanlar rahatlayacak sadece.

*Yoksulluk dışında İNGEV’de özellikle üzerinde durduğunuz alanlar neler, İnsani gelişim hususunda toplumsal boyutta ülkemizdeki diğer öncelikler ne olmalı? İstihdam ve istihdamı destekleyecek eğitim politikaları konusunda çalışıyoruz. İnsani güvenlik yine çok önemli bir boyut… Ülkemizdeki her bireyin kendini güven içinde hissetmesi, insanlığın geliştirip olgunlaştırdığı haklar içinde, başka ülkelere örnek olabilecek bir düzeye ulaşması hep gündemde olacak.

Oyun-kuralı-içinde-önemli-markalar-yaratabiliriz”-–-Vural-Çakır-Pause-Dergi-Ropörtajı-1

*İNGEV‘in 2018 planlamalarından da bahseder misiniz?   Oldukça taze bir vakıf olmamıza karşın ciddi bir teveccühle karşılaştık. Gönüllü arkadaşlarımızın desteği ile yoğun bir program içindeyiz. İstanbul kalkınma ajansı için hazırladığımız “ İstanbul’daki istihdam trendlerini” eğitimle ilişkilendiren çalışmamızı yeni tamamladık. Yerel yönetimleri insani gelişme politikalarına teşvik etmek için hazırladığımız ikinci  “ İlçeler İnsani gelişme endeksi-raporumuzun çalışmaları sürüyor.  Şubat- Mart gibi yayınlayacağız. Türkiye’deki kutuplaşmayı azaltacak,  sosyal uyumu geliştirmeye yardımcı olabilecek bir araştırmayı başlattık. İstanbul Poltikalar Merkezi ile birlikte yürütüyoruz. O’nu da Mart ayında tamamlayacağız. Suriyeliler çok önemli bir konu olarak Türkiye’nin gündemine girdi, çalıştığımız her konuda özel bir segment olarak karşımıza çıkıyor.

*Mülteciler çok tartışmalı oldu, ülkede kaynakları tükettiklerinden, eğitimsiz olduklarından ve bir an önce geriye ülkelerine gitmeleri gerektiğinden söz edenler var? İşin politik tarafında çeşitli yorumlar olabilir. Ama bu her şeyden önce insani bir mesele… Politika değil. Ülkelerindeki çatışmadan kaçmak zorunda kalmış ve Türkiye’ye sığınmış insanlara bu şekilde yaklaşılması bir ırkçılık ve snopluk olur. Bize yakışmaz. Artık çok büyük bir bölümünün Türkiye’de kalacağı kesin. Bunun için stratejik bir plan gerekiyor. Biz İNGEV’de kendi olanaklarımız ölçüsünde katkı veriyoruz

*Nasıl katkı verilebilir? Ben herkese bu konudaki çalışmalara, başta entegrasyon olmak üzere kendi imkanları ölçüsünde destek olma tavsiyesinde bulunuyorum. Önümüzdeki  15 yılı yakından etkileyecek bir mesele ile karşı karşıyayız. Henüz fark edebildiğimizden çok daha ağır… Biz şu anda İstanbul Politikalar Merkezi ile birlikte Suriyeli girişimcilerin Türkiye ekonomisine ve istihdama katkılarını artıracak bir proje üzerinde çalışıyoruz. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği de projeyi destekliyor. Ayrıca, Suriyeli gençlerin yüksek öğrenime yönlendirilmelerine katkı veren bir proje için de Bahçeşehir üniversitesi ile birlikte çalışıyoruz. Bunu da Uluslararası önemli bir kuruluş olan Hope destekliyor.

*Size göre kuruluşunuzdan bu yana en  iddialı İNGEV projesi hangi​si oldu? Aslında en iddialı projemiz İNGEV’ in kuruluşu oldu. Türkiye’de vakıf ve sivil toplum ortamının gerginleştiği bir dönemde, insani gelişmeyi esas alan, vakıf şeklinde gerçekleşen bir kuruluş… Kuruluş toplantımız da büyük bir ilgi görmüştü. Act-Human İnsani Gelişme Zirvesi birçok kişi tarafından gerçekleşmiş en kalabalık ve en etkili sivil toplum konferanslarından birisi olarak yorumlandı.  Dünya’nın en etkili düşünürlerinden birisi kabul edilen Harari’nin katlımı ile destek vermesi da unutulmazdı tabi…

Oyun-kuralı-içinde-önemli-markalar-yaratabiliriz”-–-Vural-Çakır-Pause-Dergi-Ropörtajı-2

*Sizin aslında mesleğiniz araştırma ve girişimcilik. Nielsen ve Ipsos gibi iki dev şirketin Türkiye’deki kurucu ortağı ve yöneticisi olarak pazarlamanın hemen her alanında uğraştığınızı biliyoruz. Türkiye’nin dünya’da markalaşması ve markalar yaratması konusunda sıkıntılar nasıl aşılabilir? Türkiye’den Dünya markası çıkar mı gibi genel ve uzun süreli bir tartışma vardır. Bu konuda aslında çok yol alan markalarımız ve şirketlerimiz var. Beko, THY, Paşabahçe, Vestel, Eczacıbaşı ilk aklıma gelenler.. Ama şunu gerçekçi olarak kabul etmeliyiz. Belirlenmiş oyun kuralları ve tarihi gelişme içinde bu imkansız ölçüsünde zor. Oyunun kuralları çok önceden bir sistem yaratmış ve bu sistem gelişmiş diye tanımlanan ülkeler lehine işliyor. Başta finansman gücü olmak üzere… Oluşmuş oyun kuralları içinde önemli markalar yaratabiliriz ama asıl mesele oyunun kurallarını değiştirebilecek alanlar ve sistemler yaratabilmekte. Yoksa dünyanın en önemli arama motoru veya araba markası veya kozmetik veya deterjan markası bizden olmayacak, bunlar mevcut oyunun ürünleri. Mevcut tüketim kalıplarını yaratanlar ve üretenler.

*Peki ülke olarak Türkiye markası nasıl gelişebilir? Türkiye’nin dünya sokaklarındaki insanlar,  buna isterseniz eskiyen dünya tabirleri ile tüketiciler de diyebilirsiniz, tarafından sempati ile karşılanan bir marka olması çok büyük bir hedef. Çok da güzel bir hayal… Bu ürünlerimizdeki markalaşmayı da çok besler. Uzun ve zor bir konu… Şöyle deyip bırakabiliriz; dünya sokaklarındaki insanlara sıcak gelecek bir içerik ve iletişim hattı yakalayabilmeliyiz.

*Son olarak eklemek istediklerinizi alabiliriz? Pause’ a yayın hayatında büyük başarılar. Herkese mutlu yıllar. Daha az lüks tüketimle mutlu olabilme ve topluma katkı vermeye daha fazla zaman ayırabilme şansı için çaba harcamayı önemsemeliyiz.