İstanbul İşgücü Piyasası Araştırmasının Sonuçları Sivil Toplum Kuruluşlarıyla Paylaşıldı

İNGEV, Uluslararası İnsani Yardım Kuruluşu Save the Children desteğiyle geçtiğimiz aylarda yapıp raporladığı İstanbul İşgücü Piyasası Araştırması’nın sonuçlarını bugün gerçekleşen bir panelde sivil toplum kuruluşlarıyla paylaştı.

Save the Children’ın organize ettiği panele uluslararası kuruluşlardan ve sivil toplum kuruluşlarından 30’dan fazla temsilci katıldı. Suriyeli ve Türkiyeli ekonomik açıdan dezavantajlı gençlere uygun başlangıç seviyesi iş imkanları sunabileceklerin sektörlerin saptanması ile bu sektörlerdeki uygun iş imkanlarının ve gerekli becerilerin saptanması olmak üzere iki aşamadan oluşan araştırmanın sonuçları katılımcılardan büyük ilgi gördü.

Perakende, Tekstil, İnşaat, Ağırlama ve Sağlık sektörlerinin öne çıktığı araştırmada kasiyer, satış elemanı, veri girişçisi, hasta refakatçisi gibi meslekler aranan özelliklere uygun meslekler olarak saptandı.

Panel katılımcılarının özellikle mültecilere yönelik geçim kaynağı oluşturma üzerine yaptıkları projelerini tasarlarken faydalanabileceklerini belirttikleri bir araştırma raporu hazırladı.

Raporu indirmek için tıklayınız…

İstanbul İşgücü Piyasası Araştırmasının Sonuçları 1 İstanbul İşgücü Piyasası Araştırmasının Sonuçları 2

Suriyeli Mülteci Hayatlar Monitörü Özet Değerlendirme

İNGEV ve Ipsos Sosyal Araştırmalar Enstitüsü işbirliğinde hazırlanan “Mülteci Hayatlar Monitörü”, Türkiye’de kamp dışında yaşayan Suriyeli mültecilerin yaşam koşullarını, Türkiye’de yaşamaya ilişkin genel tutumları ve gelecek planlarını, tüketim davranışlarını periyodik olarak izlemeyi amaçlamaktadır.
Saha çalışması kapsamında, 27 Nisan-20 Mayıs 2017 tarihlerinde mülteci nüfusunun %79’unu barındıran 10 ilde – İstanbul, Şanlıurfa, Hatay, Gaziantep, Adana, Mersin, Kilis, Mardin, Bursa, İzmir toplam 1.282 yüz yüze görüşme gerçekleştirildi. Analizler mülteci profillerinin görece farklılaştığı üç ana bölge üzerinden yapıldı: (i) Batı (İstanbul, Bursa, İzmir); (ii) Doğu (Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Mardin); (iii) Güney (Hatay, Adana, Mersin). Ayrıca kentli mültecilerin en çok yaşadığı İstanbul ili özel olarak değerlendirilmiştir. Kentteki mülteci nüfus üzerine odaklanmasının yanı sıra kamp-dışı kır verisi de çalışmaya dahil edilmiştir.

(İndirmek için tıklayınız)

“Mülteci Hayatlar Monitör” Tanıtımı, Araştırmada Yenilikler Konferansı’nda Yapıldı

İNGEV ve Ipsos işbirliğinde hazırlanan “Mülteci Hayatlar Monitörü”, Türkiye’de kamp dışında yaşayan Suriyeli mültecilerin yaşam koşullarını, genel tutumlarını ve tüketici davranışlarını periyodik olarak izlemeyi amaçlıyor.
Mülteci konusu Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda da gündeminin ana başlıklarından birisi olacak.

Mülteci Hayatlar Monitörü

İSTKA desteği ile “İstanbul’da İstihdama İlişkin Trendlerin Belirlenmesi” Projesi’ne Başladık

istka

İnsani Gelişme Vakfı olarak, İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteği ile “İstanbul’da İstihdama İlişkin Trendlerin Belirlenmesi” Doğrudan Faaliyet Desteği (TR10/ 16/ DFD/ 0015) projesine başladık. Proje teklif kapsamı özellikle istihdam ve eğitim arasındaki ilişkiye odaklanıyor.

2014-2023 İstanbul Bölge Planı, Yaratıcı ve Özgür İnsanlarıyla, Yenilik ve Kültür Kenti Özgün İstanbul’u 2023 İstanbul Vizyonu olarak belirlemiş ve bu vizyonun hayata geçirilmesi için 3 gelişme ekseni ortaya koymuştur: 1) Küresel ekonomide söz sahibi, yüksek katma değer üreten, yenilikçi ve yaratıcı ekonomi, 2) Adil paylaşan, kapsayıcı ve öğrenen toplum ve 3) Keyifle yaşanan, sürdürülebilir ve özgün kentsel mekânlar.

İstanbul’da istihdamın durumu 1. gelişme ekseni kapsamında “Dönüşen İşgücü, Gelişen ve Artan İstihdam” öncelik alanı altında ele alınmıştır. Bu öncelik alanı ile İstanbul’da istihdamın artırılması, işsizliğin azaltılması, işgücü arz ve talebinin eşleştirilmesinin kolaylaştırılması, işgücünün değişen ekonomik yapıya paralel olarak dönüşümünün sağlanması amaçlanmaktadır.

İstanbul Kalkınma Ajansı desteği ile yürüteceğimiz DFD Projesi ile oluşturacağımız  “İstanbul’da İstihdam Trendleri Raporu” ile amacımız;

  • İstihdam açısından özellikle aktif olan, iş arayan veya halihazırda bir işte çalışan 15-34 yaş aralığındaki gençlere odaklanmak.
  • Eğitim durumu, yaş ve cinsiyet gibi kriterlere göre iş arama süreleri ve istihdam edilme durumlarını anlamak.
  • Eğitim aldıkları alanlarda istihdam edilme durumlarına yönelik  trendleri belirlemek, istihdam yapısı ve mesleki eğitim alanındaki ihtiyaçların doğru şekilde tesbit etmek.
  • Oluşturulacak raporun yaygınlaştırılması ile istihdam ve istihdama yönelik eğitim için çalışan birimlerin genel trendlere uygun iyileştirmeler ve planlamalar yapmaları için politika önerileri geliştirmek.

 

Proje kapsamında literatür taraması, 1400 adet  CATI – Bilgisayar Destekli Telefon Anketi, 2 yuvarlak masa toplantısı ve sonunda da bir Çalıştay gerçekleştirilecek. İNGEV, Çalışmanın sonuçlarını kitapçık olarak basıp, 200 kurumla paylaşacak ve ayrıca bir basın toplantısı ve TV programları ile medyada görünürlüğünü sağlayacak.

“Sur’da Yaşanan Olayların Kent Ekonomisine Etkilerinin Analizi” Sonuç Bildirgesi Açıklandı

Sur'da-Yaşanan-Olayların-Kent-Ekonomisine-Etkilerinin-Analizi-Sonuç-Bildirgesi-Açıklandı

İNGEV (İnsani Gelişme Vakfı) ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi işbirliğinde bin işletme ve 200 çalışanla yapılan saha çalışmasının ardından hazırlanan analiz raporu basın açıklamasıyla kamuoyu ile paylaşıldı. Kalkınma Bakanlığı, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) ve İstanbul Politikalar Merkezi’nin ortaklaşa yürüttüğü “Sur’da Yaşanan Olayların Kent Ekonomisine Etkilerinin Analizi” projesinin sonuç bildirgesi basında da büyük ilgi gördü.

Programa, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü Fuat Keyman, DTSO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet SAYAR, Karacadağ Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Hasan MARAL, İNGEV Uzmanı Aysen Ataseven katıldı.

Açılış konuşmasını yapan DTSO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Sayar, “Saha çalışmamızın amacı Sur içinde yaşanan olaylardan sonra Sur ve bir bütün kentte gelişen ekonomik sorunları tespit etmekti, bu şekilde kente dair geliştirilecek ekonomi politikaları için yerelden mevcut durumu gösteren veriler oluşturmaktı. Saha çalışması kapsamında odamıza kayıtlı Sur’da 293, Diyarbakır genelinde 709 işletme ile bire bir görüşmeler yapıldı.” dedi

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü Fuat Keyman, “Sur ilçesinden başlayarak bu çalışmayı yapmaya karar verdik. Bir normalleşmeye gidilecekse bunun en önemli koşularından biri ekonomiyi tekrardan canlandırmak, ekonomik sorunlara çözüm olabilecek politikalar üretmektir.”  ifadelerini kullandı.

Karacadağ Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Hasan Maral da “Bu çıkan veriler doğrultusunda istihdam açığı, kalifiye personel açığı varsa onu gidermek yine esnafın sanayicilerin talepleri varsa onları yerine getirme adına ilgili aktörlerle işbirliği içerisinde çalışacağız.” diye konuştu.

Programda İNGEV uzmanı Aysen Ataseven de saha araştırmasını detaylı anlatan bir sunum gerçekleştirdi.

Hazırlanan raporda şu ifadelere yer verildi:

  • Sur içinde faaliyet gösteren işletmelerin, yarıdan fazlası 1-5 çalışanlı yüzde 56’sı küçük işletmeler olduğu belirtildi. Bu işletmelerin 2015-2016 yılları arasında etkisinden arındırılmış sabit fiyatlarla yüzde 25 ciro kaybı yaşadığı tespit edildiği buna paralel olarak Sur olaylarında sonra ortalama çalışan sayılarında yüzde 43 azalma yaşandığına dikkat çekildi.

Raporda bir başka detayda Sur içindeki açık işletmelerin yaklaşık 5’te biri yüzde 19’u kapsayan ya da taşınan işletmelerin yüzde 20’si Sur’da yaşanan olaylar sırasında fiziksel hasar gördüğü ve Sur içinde oluşan maddi hasarın toplam 5 milyon TL’nin üzerinde olduğunu kaydedildi.

Araştırma Raporu için Lütfen Tıklayınız

ingev2 ingev

İGE-K (İnsani Gelişme Endeksi – Kamuoyu)

“İnsani-Gelişme-Endeksi-Kamuoyu”-E-Kitapçığı-Yayınlandı

Kişisel deneyimlere Dayalı İnsani Gelişme Endeksi’nin sonuçları açıklandı. İGE- K olarak adlandırılan endekse göre insani gelişme seviyemiz 100 üzerinden 59.3. En yüksek puana sahip insani gelişme bileşeni barınma (78.8), en düşük bileşen ise sosyal hayat (30.7)

 

İnsani Gelişme Endeksi –Kamuoyu (İGE-K) bireylerin kendi deneyimlerini veri olarak kullanıyor.

İnsani Gelişme UNDP öncülüğünde gittikçe yaygınlaşan bir kavram. UNDP insani gelişme yetkinliklerini oluşturan koşulları dört ana başlıkta topluyor; siyasi ve toplumsal katılım, çevresel sürdürülebilirlik, insani güvenlik ve insan hakları ile eşitlik ve sosyal adalet. Bu koşullara bağlı olarak insani gelişmenin göstergeleri ise üç ana başlıkta inceleniyor; uzun ve sağlıklı yaşam, ortalama eğitim süresi ve insanca yaşamayı sağlayacak gelir. İGE-K çalışması UNDP’nin bu kavramsal çerçevesinden hareket ediyor. Buna göre oluşturduğu sorular üzerinden bireylere kendi hayat deneyimlerini soruyor; oturduğu evdeki fiziki koşullar nasıl, sağlık hizmetlerine erişebiliyor mu, istediği eğitimi aldı mı, kişisel geliri nelere müsaade ediyor gibi. Bir başka açıklama ile İGE-K insanların toplumun geneli ile ilgili kanaatlerini değil, kendi bireysel deneyimlerini esas alan bir mantık izliyor.

İGE –K   Saha araştırmasına dayalı bir endeks çalışması            

İGE-K için öncelikle ilgili literatür taranarak insani gelişmeyi ölçme konusunda kullanılabilecek kavramsal çerçeve oluşturuldu. Endeks sistemi belirlendi. Buna göre oluşturulan soru kağıdı ile bir saha araştırması yaptırıldı. Saha araştırması sonuçları endeks sistemi içerisinde değerlendirilerek İGE-K ve alt bileşen sonuçlarına ulaşıldı. Böylece veri seti bir endeks yapısına dönüştürüldü ve sonuçlar endeks puanı olarak incelendir. Toplam 61 soru 9 alt bileşen içinde incelendi. Çalışmanın finansmanı İNGEV kaynaklarından sağlandı. Saha araştırması Ekim-Kasım 2016 içinde, CATI sistemi ile 27 ilde 1660 görüşme ile yürütüldü.

 

İnsani Gelişme Seviyemizi gösteren İGE –K skoru 100 üzerinden 59.3, en yüksek alt bileşen barınma (78.8) ve en düşük skor ise sosyal hayat (30.7);

İnsani gelişme seviyemizi belirleyen puan 100 üzerinden 59.3. Bu çalışma alanında ilk olduğundan başka ülkelerle veya geçmişle karşılaştırılarak bu seviye ile ilgili bir yorum yapmak imkanı yok. Alınabilecek maksimum puan olan 100 ve minimum puan olan 0 teorik olan ve pratikte karşılaşılamaz seviyeler. Bu nedenle İGE-K puanı olan 59.3  ortanın üstü, gelişme alanı ve ihtiyacı yüksek bir seviye olarak adlandırılabilir

İGE-K skorunu yukarı yönde etkileyen 3 alt bileşen bulunuyor. Barınma (78.8), İnsani Güvenlik (74.3) ve sağlık (70.5) bireylerin kendi hayat deneyimlerine göre ortalama skor olan İGE-K ‘ya göre ciddi olarak yüksekler.

Buna karşılık sosyal hayat (30.7), bireysel ekonomi (43.6) ve eğitim (46.3) yine bireysel deneyimlere göre, insani gelişme seviyemizi alta çeken, ortalamanın ciddi olarak altında kalan bileşenler.

igek-ve-alt-bileşenleri

Bölgesel dağılımda önemli bir nokta Güneydoğu Anadolu bölgesinin ciddi ölçüde ortalamanın altında bir insani gelişme deneyimine sahip olması. İGE-K 59.3 iken Güneydoğu Anadolu bölgesinde skor 50.1’e düşüyor. Bunun dışında bölgeler ortalamanın biraz üstünde ve biraz altında dağılım gösteriyorlar.

Önemli bir diğer sonuç, insani gelişmenin yüzde 20’lik gruplara göre gösterdiği farklılıklar.  İnsani Gelişme skorunun oldukça yüksek olduğu birinci yüzde 20’lik grupta İGE-K  80.1 puan alırken, beşinci yüzde 20’lik grupta bu puan  37.0’a düşüyor.  İnsani Gelişme açısından çok farklılaşmış bir toplum özelliği gösteriyoruz.

En yüksek puanı alanı barınma alt bileşeni (78.8)  içinde konutun ısınması ve yiyecek için gereken gaz temini gibi konular kişisel problemin çok az yaşandığı konular olarak öne çıkıyor.  Barınma koşullarını görece olumsuz etkileyen problem alanlarını ise  temiz yakın çevre (69,6) ile yakın çevrenin gürültüsüz olma durumu  (65.3)  oluşturuyor.

Toplamda yüksek endeks puanı alan insani güvenlik bileşeninde özellikle bir soru diğerlerinden ayrışarak çok daha düşük kalıyor; günlük hayatta terör tehlikesi hissetmemek (49.9). Terörün ilgili dönemde günlük hayatı ciddi bir şekilde etkilediği bu şekilde de belirlenmiş oluyor. Öte yandan, komşularla olan ilişkilerde  din-mezhep-etnik farklılıklardan ötürü bir sorun yaşamıyorum (83.3) ve inançlarıma uygun yaşamak konusunda bir sorun hissetmiyorum (83.3) yüksek puanlarla  toplumsal dokumuzun uzlaşmaya ve bir arada yaşamaya yatkınlığını gösteriyor.

İGE-K’yı oluşturan alt bileşenler içinde yine yüksek bir seviye gösteren diğer bir konuda sağlık alanında yaşanan deneyimler(70.5). Sağlık hizmetlerine erişim, sağlık hizmetlerinin finansmanı bu yüksek puanı özellikle olumlu olarak etkiliyor. Buna karşılık temiz ve güvenilir gıda ile beslenme (66.5) ile sağlık ortalamasının en alt değişkeni durumunda.

İGE-K’yı oluşturan değişkenler içinde en düşük puan alan sosyal hayat (30.7). Spor karşılaşmalarını izlemeye gitmek (17.7) , sanatsal faaliyetleri izlemeye gitmek (26.6)gibi çok düşük değerler ortaya çıkıyor. En düşük 5. yüzde 20’lik grupta  sosyal  hayat puanı 6 seviyesine kadar düşüyor. Oldukça  içe dönük bir hayat yaşıyoruz.

Bireysel ekonomi İGE-K ortalamasının altında kalan ve insani gelişme seviyemizi aşağıya çeken diğer önemli bir bileşen (43.6) . Burada en dikkat çekici nokta birinci yüzde 20’lik grupla (86.1) ile beşinci yüzde 20’lik grup arasındaki büyük kırılma (8.4) . Dördüncü yüzde 20’lik grup bile çok yetersiz bir seviye gösteriyor (25.6) Toplumsal bölüşüm yapımızdaki bozukluğu net bir şekilde görüyoruz. Gelirin hayat standardını belirleyen en temel faktör olduğunu varsayarsak, üzerinde en fazla durmamız gereken, konu belki de bu bozulmadır.

İnsani Gelişme ortalamamızı aşağıya çeken üçüncü önemli unsur ise eğitim (46.3)  Okulda alınan eğitimin mesleki yönlendirme sağlamış olması ve yine alınan eğitimin yeteneklerimi geliştirmeye destek olması gibi unsurlar eğitim konusundaki kişisel deneyimlerin zayıf kalmasına yol açıyor. Eğitim çoğumuzun içinde bir “uhde” durumunda.

İGE-K ortalamasına yakın puan (60.5) alan toplumsal katılım alt bileşeni oldukça dağınık sonuç veren değişkenlerden oluşuyor. Dernek, vakıf, parti gibi sivil toplum kuruluşlarında üye olarak bulunmak (17.7) internet, gazete,TV gibi medyadan doğru haber almak (46.9) ile çevresel hayatı etkileyen kamusal projelerde fikir verebilmek (33.3) toplumsal katlım seviyemizin an zayıf değişkenleri. Buna karşılık görüşlerimi ifade ettiğim için baskıya uğramaktan endişe duymuyorum (88.4), son aylarda yapılan tartışmalar açısından bakıldığında şaşırtıcı denebilecek ölçüde yüksek bir endeks puanı alıyor.

İGE-K’ya bu linkten ücretsiz ulaşmak için tıklayınız…

İNGEV “Türkiye’de Yaşlı Bakım Hizmetlerinin Proaktif Yönü” Çalışmasını Tamamladı

türkiyede-yaşlı-bakım-hizmetlerinin-proaktif-yönü

Türkiye’de Yaşlı Bakım Hizmetlerinin Proaktif Yönü ve Mali Yükü Analiz Etüt Araştırmasını tamamladı.

Yakın gelecekte gündemize gelecek sosyal konulardan biri de yaşlılık… Nüfus projeksiyonlar  2023 yılında Türkiye’de  her 10 kişiden birinin, 2050’de her 4 kişiden birinin, 2075’de ise her 3 kişiden yaşlı olacağını gösteriyor. Türkiye’nin yaşlı bakım hizmetlerinin finansal planlaması ve Türkiye koşullarına uygun bakım modellerini geliştirmek için çok az zamanımız var.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı için yapılan çalışma ile 2023 yılına kadar Türkiye’de yaşlı nüfusun büyüklüğü ve bakım hizmetlerinin maliyeti ne olacak, yaşlı bakım hizmetlerini geliştirmek için neler yapabiliriz sorularına yanıt bulmaya çalıştık. Çalışmanın Türkçe ve İngilizce özetine aşağıda, raporun tamamına http://ailetoplum.aile.gov.tr/yayinlar/indirilebilir-yayinlar/bilim-serisi adresinden ulaşabilirsiniz.

Araştırma Özeti

Çalışma 2016 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı için yapılmıştır. Çalışmada Türkiye’deki yaşlı nüfusun büyüklüğünün coğrafi bölgelere göre dağılımının belirlenmesi ve halihazırda ASPB’nin yaşlılara sunduğu bakım hizmetlerinin gelecekte yaratacağı mali yükün tahmin edilmesi amaçlanmıştır.

Çalışma kapsamında ilk olarak dünyada ve Türkiye’de yaşlı nüfusun tarihsel gelişimi ve bakım modelleri incelenmiş ardından TÜİK nüfus projeksiyonu verileri kullanılarak farklı sosyal hizmet modelleri için altyapı ve işletme maliyetleri tahmin edilmiştir. Son bölümde ise mevcut bakım hizmetlerinin bugünkü durumu, iyileştirilmesi için öneriler ve yaşlı bakım hizmeti konusunda alternatif hizmet önerileri ele alınmıştır.

Nüfus projeksiyonları Türkiye’de 2023 yılında her 10 kişiden birinin, 2050’de  her 4 kişiden birinin, 2075’de ise her 3 kişiden birinin yaşlı nüfus içinde olacağını tahmin etmektedir. Ortalama yaşam süresindeki artış gelecek yıllarda en yaşlı olarak tanımlanan (85 yaş ve üzeri) nüfusun da artmasına yol açacaktır. Yaşlı nüfus içinde ortalama yaşam süresinin artması  ile zaman içinde kurumsal bakım  ihtiyacı duyacak grup büyürken sağlık harcamaları da artacaktır. Türkiye ve gelişmiş ülkelerin yaşlanma hızı karşılaştırıldığında Türkiye’nin yaşlanmanın finansal yükünü ve bakım hizmetlerini planlamak için oldukça sınırlı zamanı olduğu açıktır.

Türkiye’de kamu kaynaklı yaşlı bakım hizmetleri nakit yardım ve sınırlı sayıda yaşlıyı kapsayan kurumsal bakım hizmetlerinden oluşmaktadır. 2015 itibariyle 9,5 milyon yaşlının sadece %1,7’si kamu kaynaklı bir tür bakım hizmeti almıştır.

Kamu kaynaklı bakım hizmetlerinin mali yükünü 2023 yılına kadar tahmin etmek için üç senaryo geliştirilmiştir. Birinci senaryoda kamu kaynaklı kurusal bakım hizmet talebinin bugün ile aynı seviyede olacağı, ikinci senaryoda talebin 21 OECD ülkesinde kurumsal bakım hizmeti alan yaşlı nüfus oranına ulaşacağı, üçüncü senaryoda ise TAYA 2011 araştırmasında yaşlılık döneminde kurumsal bakım hizmeti almak istediğini beyan edenlenlerin oranı temel alınmıştır. Üç senaryo da bakım hizmet modelleri aynı kaldığı durumda gelecek talebi karşılamanın çok zor, talep karşılansa bile operasyonel ve altyapı maliyetlerinin çok yüksek olacağını göstermektedir.

Bu durum Türkiye’de sosyal hizmetlerin yeniden yapılandırılmasına ve yeni bakım modellerinin sisteme alınmasına yönelik acil düzenleme ihtiyacını göstermektedir. Çalışmada  yaşlı bakım hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik öneriler dört başlıkta toplanmıştır;  yaşlı bakım  hizmetlerine ihtiyaç duyan kitlenin sisteme kolay erişimi, bakım  hizmet sunum ve sorumlulukların yerel ve merkezi yönetimler tarafından paylaşılması, yaşlılara yönelik sağlık ve sosyal bakım hizmetlerinde bütüncül yaklaşım, bakım hizmet modellerinin çeşitlendirilmesi, özellikle evde bakım hizmet modelinin geliştirilmesi.

Dünya İnsani Zirvesi için “Genç Mülteciler Raporu” Hazırladık…

“Capacity-building-in-support-of-Young-Refugees-in-Metropolitans”-Report-slide

İNGEV tarafından UNHabitat (Birleşmiş Milletler Habitat) ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gençlik Meclisi işbirliği ile hazırlanan rapor,metropolde yaşayan genç mültecilere yönelik sosyal politikalara destek olmayı amaçlıyor. Rapor, kaynak taramalarının yanısıra değişik semtlerde yaşayan 12-24 yaş arası 378 genç mülteci ile Nisan 2016’da yapılan anketlere ve derinlemesine görüşmelere dayanıyor. Saha çalışmasının veri toplama ve analizi, Veri Toplama Enstitüsü (VTE)tarafından gerçekleştirildi.

Çalışma raporunda mülteci gençleri kapsayan il gençlik konseylerinin kurulması ve kentsel yapı içinde mülteci gençlere yer açılması önerilerine yer verildi.

Erken Evlilik, Çabuk Ebeveyn Olma ve Kalabalık Haneler

15-24 yaş arası her beş mülteci  gençten birisi evli, 20-24 yaşarasındakilerin yüzde 39’u evli ve evli olanların yüzde 32’si ise çocuk sahibi. Yüzde 44’ü 5-7 kişilik,yüzde 33’ü 8-11 kişilik ve yüzde 9’u 12 kişi ve daha kalabalık hanelerde yaşıyorlar. Yüzde 39’u son bir yıl içerisindeİstanbul’a gelmiş. Öte yandan rapor, diğer illerden İstanbul’a gelme isteğiningüçlü bir şekilde devam edebileceğini gösteriyor.  Kalabalık hanelerin daha medeni yaşama mekanlarına kavuşması da önemli bir sorun olmayı sürdürecek.

Türkiye’de ve Geleneklerini Yaşatacak bir Çevrede

Mülteci gençlerin hemen hepsi Türkiye’yi başka bir yere koymuş durumdalar, yüzde 96’lık bir kesim “Türkiye’nin desteği unutulmaz” kanısında.Yüzde 76’lık bir oranla mülteci gençlerin Suriye’ye geri dönme isteğihalen güçlü.Yaş ilerledikçe geri dönme isteği azalıyor.Avrupa’ya gitme isteği ise oldukça düşük bir oranda (yüzde ile 22).  Türkiye’de yerleşim yeri tercihinde ana tercihleri kültür ve geleneklerini muhafaza edebilecekleri bir çevre  (%89) .

Her koşulda mülteci gençlerin hayatlarına yön veren en önemli üç değer şu şekilde sıralanıyor: Aile, Güvenlik ve Dini inanç. İstanbul, anket sonuçları gözünde bulundurulduğunda çok güvenli bir şehir olarak öne çıkıyor.

İstanbul’da Genç Mülteci Olmak: Öğrencilikten, Sigortasız Çalışmaya

Suriye’de iken yüzde 73’ü öğrenci olan genç mültecilerin sadece yüzde29’u İstanbul’da kendilerini öğrenci olarak tanımlıyor. Diğer taraftan, Suriye’de sadece yüzde 18’i çalışma hayatına katılmışken, bu rakam İstanbul’da yüzde 44. İstanbul’da sadece yüzde 5 sigortalı çalışıyor iken, geriye kalan yüzde 39 sigortasız, her hangi bir iş güvencesine sahip değil. Ortaya çıkan bu belirgin değişimde, okula geri dönüşsağlayabilmek en önemli ve zor konulardan birisi. Öte yandan çocuk işçiliğin yaygınlaşması da bir başka sorun. İngev’insaha çalışmasının başka bir çarpıcı detayı, Suriyeli işverenlerin (genellikle esnaf) yanlarında çalışanların ankete katılmasını istememiş olmaları. Bu bağlamda Suriyeli işverenlerin mesleki-yasal yaklaşımlarını güçlendirecek desteklere ve mesleki örgütlenmelereihtiyaç kendini gösteriyor.

Arkadaşlarla Geçen Boş Zamanlar ve Teknoloji Kullanımı

Hem sigortasız hem de düzensiz çalışma ve beraberinde düzensiz öğrenciliğin etkisi özellikle erkekgenç mültecilerde yüksek oranda bir boş zamanı ortaya çıkarıyor. Erkeklerin yüzde 77’sinin boş zamanı var ve mülteci gençlerin yüzde 68’i gibi büyük bir bölümü boş zamanlarını arkadaşları ile zaman geçirerek harcıyor. Eğitim, spor ve genel olarak kentsel yaşamda kendilerine alan açılmaması durumunda,hem gençler ve hem de kent için tehlikeli sonuçlar doğabilir.

Ayrıca gençler arasında cep telefonu (akıllı telefon) sahipliği yüksek ve internet yaygın kullanılıyor ve erişim için bu yararlanılması gereken bir avantaj olarak öne çıkıyor.

Dil Bariyeri ve Girişimcilik Rüyası

Türkiye’de mülteci olmanın yarattığı bir başka dinamik de dil bariyeri. Mülteci gençlerin Yüzde 43’ü Türkçe konuşabildiğini söylerken, geriye kalan yüzde 57’lik kesimTürkçe bilmediğini belirtiyor..En fazla istenen hizmet açık ara Türkçe eğitimi (yüzde 89) olurken, ardından yüzde 62’lik bir oranla İngilizce eğitimi geliyor, bunları spor, adaptasyon eğitimi ve bilgisayar eğitimleri takip ediyor.

Öte yandan mülteci gençlerin yüzde 26’sı İngilizce bilirken, Kürtçe bilenlerin yüzdesi ise 7. Türkçe eğitimi disiplinli bir şekilde yaygınlaştırılırken, hayata geçirilecek adaptasyonla birlikte, spor eğitimin,belki kulüp organizasyonlarını i ve yönelimlerini artıracak çözümlere ihtiyaç var.

İleride sahip olmak istedikleri meslek sorulduğunda ise en güçlü cevap girişimcilik(yüzde 26). Girişimcilik cevabını, yüzde 16 ile öğretmen, yüzde15 ile de doktor-eczacı izliyor. Aslında bu meslek dalları, son yıllarda mülteci gençlerin günlük hayatlarında karşılaştıkları “rol modelleri” ve hissettikleri ihtiyaçları yansıtıyor. Özellikle evli ve 19 yaş üstü grubun girişimcilik destekleri konusunda daha çok bilgilen(diril)mesi gerekiyor. Hem sigortasız çalışma ve hem de girişimcilik eğilimleri birleştiğinde Ticaret odalarının mültecilere yönelik hizmetlerini arttırmaları kolaylaştırıcı olabilir…

Gençlerin sadece Yüzde 22’si destek almış, STK’lara Büyük Görev Düşüyor

Mülteci gençlerin kendilerine sağlanan desteklerle ilgili en önemli bilgi kaynakları yakın çevreleri (yüzde 54). Önemli bir kesim ise ne tür bir destek alabilecekleri konusunda bilgi sahibi değil (yüzde 38). Yüzde 61’lik bir kesim, Sivil toplum örgütlerinden hangi destekleri alacaklarını bilmiyor. Sadece yüzde 22’si destek aldığını söylüyor. Bu rakamlar diğer verilerle birleştiğinde sivil toplum örgütleri başta olmak üzere mülteci gençlere yönelik çabaların sahaya inmekte zorlandığı sonucu çıkıyor. Sivil toplum çabalarının  analiz,rapor, danışmanlık gibi hazırlık aşamalarından mülteci hayatlarına somut ve sistematik olarak dokunacak bir aşamaya geçmesi gerekli.  Aynı şekilde mülteci gençlerin erişebilecekleri hizmetleri öğrenebilecekleri kanallara ihtiyaçları var. Sonuç olarak, gençlerin kendi hayatları ile ilgili daha fazla söz sahibi olmalarını sağlayacak, kent konseyi gibi mekanizmalargelişmeli.

Detaylı bilgi için: Berk Çoker (İNGEV Proje Direktörü ve Danışma Kurulu Üyesi)

berk.coker@ingev.org

İngilizce rapora ulaşmak için tıklayınız…